İBB davasının 26. günü: Avukat Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun sürecini “Lula da Silva” örneğiyle karşılaştırdı
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve beraberindeki pek çok politika yöneticisi, 414 kişilik geniş çaplı yolsuzluk davasının 26. gününde Silivri Yüksek Yargı Ceza Mahkemesi’nde yeniden bir araya geldi. Sanıkların bir kısmı hâlâ tutuklu bulunurken, İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan savunmasını yaparken, Türkiye’deki “law‑fare” yaklaşımını Brezilya’da eski başbaskan Lula da Silva’nın yargı süreciyle benzerleştirdi.
Pehlivan, duruşma sırasında “Avukatlık bir sanık sandalyesine oturtulamaz” diyerek savunma hâlindeki avukatların konumunu vurguladı ve ardından şu sözlerle başladı:
“10 aydır burada “kapatılmış” bir durumda bulunuyoruz. Tutuklama gibi bir durum söz konusu değil; bu “kapatılma”, mahkemenin bize dayattığı bir işkence. Biz bu sırada yalnız değiliz; Brezilya’da Lula da Silva’ya uygulanan yargı darbesiyle aynı mantıkta bir operasyonun içinde olduğumuzu görüyoruz.”
Brezilya örneği: Lula da Silva’nın “law‑fare” deneyimi
Pehlivan, Brezilya’da 2018 yılında eski başbakan Luiz Inácio Lula da Silva’nın yolsuzluk ve kara para aklama suçlamalarıyla yargılandığını, ardından 2022 seçimlerinde halkın %50‑den fazla oyuyla yeniden devlet başkanı seçildiğini hatırlattı. Lula’nın davasının, işin içinde “siyasi‑çıkarcı bir koalisyonun yargıyı silah olarak kullandığı” anlamına gelen “law‑fare” kavramıyla tanımlandığını belirtti.
“Lula’yı yargılayıcı, yargılayan yargıç Sergio Moro’yu bir anda adalet bakanı olarak atayan Bolsonaro hükûmeti, yargıyı bir siyasi araç hâline getirdi. Ancak halk, suçlamaların siyasi bir komplo olduğunu fark ettikten sonra Lula’yı yeniden başkan seçti. Türkiye’de ise İmamoğlu ve beraberindekiler, aynı şekilde hukuk devleti dışı bir baskı ile karşı karşıya.”
İmamoğlu’nun savunması ve yeni gelişmeler
Pehlivan, İBB davasında adli süreçteki uygulanmayan “masumiyet karinesi” ve sıkça değiştirilen savcı‑hakim kadrolarını eleştirdi:
- “12 kez hâkimin değiştirildiği bir dava sürecinde, adli adaletin bağımsızlığı ciddi bir soruya dönüşüyor.”
- “Savcılık, iddianameyi “kabul” kararını tek başına belirliyor, mahkeme ise esasen pasif bir dinleyici konumunda.”
- “Tutuklu avukatların ve sanıkların “kapatılma” statüsü, gerçek bir tutukluluk hâlini gizlemek amacıyla kullanılan bir terim.”
Avukat Pehlivan, ayrıca itirafçı Adem Soytekin’in ifadelerinin “kısa vadeli siyasi çıkarlar” doğrultusunda manipüle edildiğini iddia ederek, sürecin “gerçek bir delil eksikliği” üzerine kurulu olduğunu öne sürdü.
Mahkeme içinde gerginlik
Duruşma sırasında Pehlivan’ın Soytekin’le ilgili beyanları, mahkeme başkanının söz kesmesiyle kısa bir tartışmaya yol açtı. Soytekin’in “duruşma sırasında dinlenme sırasının öne alınması” talebi de tartışma konusuydu. Hakimin “Şu anki duruşmanın “İçerik” kısmı üzerine odaklanacağız” demesiyle oturum kısa bir ara verildi ve hâlâ devam eden sürecin önümüzdeki günlerde “27 Nisan 2026 Pazartesi” yeniden başlaması planlanıyor.
Pehlivan’ın kişisel geçmişi ve tutuklanması
Mehmet Pehlivan, 2016’da Beykent Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra çeşitli büyük hukuk bürolarında ceza‑ve kamu hukuku alanında uzmanlaştı. 2019’da kendi bürosunu kuran Pehlivan, 2025 Mart ayında “suçtan kaynaklanan mal varlığının aklanması” iddiasıyla gözaltına alındı ve aynı yıl adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 2025 Haziran’da yeni bir ifade çağrısı üzerine tekrar tutuklanarak “etkin pişmanlık” kapsamında savunmasını silivri mahkemesinde yapma hakkı elde etti.
Medyanın ve kamuoyunun tepkisi
Pehlivan’ın Lula benzetmesi, yerli ve yabancı basında geniş yankı uyandırdı. Medyascope, Yeniçağ Gazetesi ve Cumhuriyet gibi önemli haber siteleri, avukatın “politik yargı mücadelesi” temalı konuşmalarını detaylı bir şekilde haberleştirdi. Sosyal medyada ise “#LulaBenzerliği” etiketi altında 150 binin üzerinde gönderi paylaşıldı; kullanıcılar, “Siyasi davalarda yargının araçsallaştırılması” gibi benzer örnekleri gündeme getirdi.
Sonuç ve ileriye bakış
İBB davasının 26. gününde Mehmet Pehlivan tarafından yapılan Lula da Silva benzetmesi, sadece bir retorik dışavurum değil; aynı zamanda Türkiye’deki yüksek profilli yolsuzluk davalarının uluslararası bir perspektiften de değerlendirilebileceğinin ışığını tutuyor. Avukatın, “Yaşadığımız süreçle tıpatıp aynı olduğunu inkar etmek mümkün mü?” sorusuna verdiği yanıt, sürecin sunduğu hukuki ve siyasi sorunların derinliğini gözler önüne seriyor.
Önümüzdeki duruşmanın nasıl şekilleneceği, yeni savcı‑hakim atamaları ve olası sertifike edici delillerin ortaya çıkıp çıkmayacağı merak konusu. Ancak bir gerçek var: İBB davası, bir belediye başkanının kişisel sorumluluğundan çok, “hukukun üstünlüğü” ve “siyasi yargı” arasındaki çizginin nerede çizileceğini belirleyecek bir sınav niteliği taşıyor.
