Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürü Erdoğan Öz, son dönemde yaptığı açıklamada iklim değişikliğini "sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda halk sağlığını tehdit eden önemli bir unsur" olarak nitelendirdi. Öz, artan sıcaklıklar ve sıcak hava dalgalarının su ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini, hava kirliliğini artırdığını ve ruh sağlığı üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını belirterek iklim değişikliğinin önemli bir halk sağlığı tehdidi olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Bu tespit, yalnızca Türkiye'nin değil, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Lancet İklim ile Sağlık Geri Sayım raporları gibi küresel sağlık otoritelerinin de uzun süredir dile getirdiği bir gerçeği yansıtıyor.
Türkiye'deki Güncel Veriler Endişe Verici
2025 yılında yayımlanan Türkiye'ye özel Lancet Countdown politikaları özet raporu, iklimsel etkilerin sağlık üzerindeki yükünü çarpıcı rakamlarla ortaya koyuyor. Buna göre, 2024 yılında Türkiye'deki bireyler kişi başına ortalama 33,6 sıcak hava dalgası gününe maruz kaldı. Bu günlerin 27,3'ü, yani yaklaşık yüzde 81'i, iklim değişikliği olmasaydı beklenmeyecek olağandışı olaylardı. Ayrıca 2014–2023 yılları arasında insanlar, açık havada yürüyüş gibi hafif etkinlikler sırasında yılda yaklaşık 255 saat orta veya yüksek düzeyde sıcaklık stresi riskiyle karşı karşıya kaldı.
Isının ekonomik ve toplumsal maliyeti de hızla ağırlaşıyor. 2024'te sıcaklık nedeniyle 642,9 milyon iş gücü saati kaybedildi; bu kayıpların yüzde 53'ü tarım sektöründe gerçekleşti. Aynı dönemde ülke topraklarının yüzde 86'sı her yıl en az bir ay boyunca aşırı kuraklık yaşadı. Uzun süreli kuraklık, tarımsal verimi ve su kalitesini düşürerek gastrointestinal enfeksiyonlar, yetersiz beslenme ve vektör kaynaklı hastalık risklerini önemli ölçüde artırıyor. DSÖ'nün COP29 özel raporuna göre ise hava kirliliği her yıl yaklaşık 7 milyon erken ölüme bağlanıyor ve bu ölümlerin yüzde 85'i bulaşıcı olmayan hastalıklarla ilişkili.
En Kırılgan Nüfus Kimler?
Erdoğan Öz, iklim değişikliğinin herkesi etkilediğini ancak bazı grupların etkilerini çok daha ağır hissettiğini vurguluyor. Bebekler, çocuklar, yaşlılar, gebeler, lohusalar, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar, düzenli ilaç kullananlar ve açık alanda çalışanlar iklim kaynaklı sağlık tehditlerine karşı en savunmasız kesimler arasında yer alıyor. Orman yangını dumanı özellikle yaşlı bireyler ve kronik hastalığı bulunanlar arasında solunum ile kardiyovasküler hastalıklarda artışa yol açarken, aşırı sıcaklar doğrudan sıcak çarpması, böbrek hastalıkları ve dolaşım sistemi sorunlarına neden oluyor.
Kentsel alanlarda yaşayanlar ise "kent sıcak adası etkisi" nedeniyle kırsal kesime göre iki ila dört derece daha fazla ısınıyor. Beton ve asfaltın gece boyu ısı yayması, yalnız yaşayan yaşlıları ve hareket kısıtlılığı bulunanları sessiz ama ölümcül bir tehditle baş başa bırakıyor. Uzmanlar, sıcağa bağlı ölümlerin çoğunlukla kalp krizi, böbrek yetmezliği veya mevcut kronik rahatsızlıkların alevlenmesi şeklinde kayıtlara geçtiği için gerçek boyutunun genellikle gizli kaldığına dikkat çekiyor.
Erken Uyarı ve Yapay Zeka Destekli İzleme Sistemleri
Sağlık Bakanlığı, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkilerini azaltmak için İklim Değişikliği ve Sağlık Eylem Planı çerçevesinde çalışmalarını sürdürüyor. 2025'te yürürlüğe giren İklim Kanunu sonrası, iklime dayanıklı ve düşük karbonlu sağlık sistemi yaklaşımını kapsayacak şekilde eylem planı sürekli güncelleniyor. Bakanlık bünyesinde faaliyet gösteren İklim Değişikliği ve Sağlık Bilimsel Danışma Kurulu'nun önerileri doğrultusunda yürütülen çalışmalarda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından alınan sıcaklık, aşırı hava olayı, kuraklık ve yağış verileri, sağlık bilgi sistemlerindeki kayıtlarla eşleştiriliyor.
Yapay zeka destekli analizler sayesinde ortaya çıkabilecek tehditler önceden tespit edilebiliyor. Yeni geliştirilen Bulaşıcı Hastalıklar İzleme ve Erken Uyarı Sistemi (İZCİ) ile Çevre Sağlığı Bilgi Sistemi (ÇSBS) üzerinden içme ve yüzme sularının kalitesi 7 gün 24 saat izleniyor. 35 ilde deniz ve göl kıyılarından 15 günde bir alınan numuneler, yüzme alanlarının kalite sınıfını belirlemek için kullanılıyor. Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve Sağlık Afet Koordinasyon Merkezi (SAKOM) gibi yapılar, gerçek zamanlı ve sağlık odaklı uyarılarla harekete geçirilebiliyor.
COP31'de Tarihi Bir İlk: Sağlık Gündemi
Türkiye, kasım ayında Antalya'da ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nda (COP31) önemli bir diplomatik başarıya imza attı. Daha önceki COP toplantılarında sağlık bakanlıkları davet edilip "sağlık günleri" yapılsa da hiçbir zaman resmi ajandaya sağlık gündemi alınmamıştı. Türkiye'nin ısrarlı çalışmaları sonucu "Dinamik ve Dirençli Sağlık Sistemleri" başlığı, COP31 Eylem Gündemi'ne bağımsız bir madde olarak eklendi. Bu gelişme, iklim müzakerelerinde sağlığın tali değil, merkezi bir konu olduğunun küresel kabulü açısından dönüm noktası sayılıyor. 74 uluslararası kuruluşun ortak çağrısı da Türkiye'nin bu liderliğini destekler nitelikte.
Vatandaşlar İçin Pratik Tedbirler
Uzmanlar, bireysel düzeyde alınacak önlemlerin bile can kurtarıcı olduğunu hatırlatıyor. Özellikle güneş ışınlarının en etkili olduğu 10.00–16.00 saatleri arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Zorunlu durumlarda gölgelik alanlar tercih edilmeli, şapka ve güneş gözlüğü kullanılmalı. Çocuklar, bebekler ve evcil hayvanlar asla araç içinde bırakılmamalı. Vatandaşların güneşin en yoğun olduğu saatlerde denize girmesi önerilmiyor. Baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, aşırı terleme, bilinç bulanıklığı veya bilinç kaybı gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı.
Önümüzdeki Süreçte Beklenenler
Lancet raporları, Türkiye'nin 2024–2030 İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı'nın sağlık risklerini kabul ettiğini ancak uygulamanın bölgesel olarak eşitsiz ve ulusal düzeyde yetersiz finanse edildiğini belirtiyor. Sürekli yatırım, şeffaf izleme ve yerel uyum planlarının oluşturulması olmadan kırılgan nüfusların korunamayacağı uyarısı yapılıyor. DSÖ'nün COP29 raporunda da vurgulandığı gibi, fosil yakıtlara bağımlılığın sonlandırılması ve temiz enerjiye geçiş, yalnızca iklim hedefleri için değil, her yıl milyonlarca insanın hayatını kurtarmak için de kritik öneme sahip. Türkiye'den elde edilen veriler, PM2.5 konsantrasyonundaki 10 μg/m³'lük artışın akut bronşit vakalarında yüzde 8'lik artışla ilişkili olduğunu gösteriyor.
İklim değişikliğiyle mücadele artık yalnızca karbon salımlarını azaltma meselesi değil; aynı zamanda hastanelerin kapasitesini, suyun içilebilirliğini, gıdanın güvenliğini ve toplumun ruh sağlığını koruma mücadelesidir. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarıları ile Sağlık Bakanlığının tedbir çağrılarının yakından takip edilmesi, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmede belirleyici rol oynayacaktır. Türkiye'nin hem ulusal eylem planlarını güçlendirmesi hem de COP31'de sağlık gündemini küresel bir öncelik haline getirmesi, bu çok yönlü tehdide karşı atılmış önemli ve zamanında adımlardır.
