İsrail Kamuoyu Türkiye’ye Nasıl Bakıyor? Algı, Medya ve Siyaset Dinamikleri
Giriş — 2023‑2024 yıllarında Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar, İsrail‑Türkiye ilişkilerini yeniden gündeme taşıdı. Gazze’ye yönelik askeri operasyonlar, İran‑İsrail gerilimi ve Türkiye’nin “vadedilmiş topraklar” söylemleri, iki ülkenin kamuoyunda birbirine karşı tutumlarını derinleştirdi. Bu bağlamda, BBC Türkçe, Haber 7, Cumhuriyet, Şalom ve Areda Survey gibi farklı kaynakların sunduğu anket, akademik analiz ve medyada yer alan söylemler incelendi.
1. Kamuoyu Algısının Sayısal Boyutu
İsrail‑Türkiye ilişkilerine yönelik tutumları ölçen en güncel anketler, Türkiye halkının İsrail’e karşı “tehdit” algısını son derece yüksek bir seviyede tutturdu. Areda Survey’ın 2 Ekim 2024 tarihinde yürüttüğü araştırmada 1 100 katılımcının %89,4’ü “İsrail’in Türkiye topraklarında gözü var” yanıtını verdi. Bu oran, aynı kurumun Aralık 2023’deki %81,6’lık sonucundan birkaç ay içinde belirgin bir artış gösterdi.
Haber 7’nin benzer bir anketinde ise siyasi görüş farkı gözetmeksizin %70,7, “İsrail bir tehdit” görüşü benzer bir düzeyde bulunmuş; parti bazlı dağılımda CHP ve İYİ Parti’de %73,5‑%72,6, AK Parti’de %69,8 oranlar kayda değerdi.
Pew Research’in 2014 tarihli (güncellenmiş) çalışması ise uzun vadeli bir perspektif sunuyor. Bu araştırmada İsrail, Türklerin yabancı ülkeler arasında “olumsuz algıda en çok listelenen” ülke sıralamasında birincilikte; %86’sı İsrail’i sevmediğini belirtirken sadece %2’si olumlu bir görüş ifade etti.
2. Medyada Yansımalar ve Kamusal Tartışma
BBC Türkçe’nin 29 Nisan 2026 tarihli haberi, İsrail kamuoyunda Türkiye konusunun “tehlike” çerçevesinde konuşulduğunu, ancak bu söylemin yalnızca bir kesime (özellikle Netanyahunun seçim öncesi sertleşmiş retoriğine) sınırlı kaldığını vurguluyor. Dr. Ayala Panievsky (Centre for the Renewal of Israeli Democracy) “İsrail’de hâlâ geniş kitleler Türkiye’yi savaşla ilişkilendiriyor; bu, son yıllarda Orta Doğu’daki travmaların bir yansıması” diyor.
BBC ayrıca, uzun süredir devam eden “Eretz Nehederet” komedi skeçlerinin, İsrail’de “Türkiye’ye gidenlerin saç ekimi” gibi hafif konuları işlediğini, ancak bu mizahın kamuoyunda “Türkiye = tehlike” algısını pekiştirmediğini belirtiyor.
Chatham House araştırmacısı Ksenia Svetlova, “İsrail’in öncelikli hedefi İran olsa da, Türkiye’ye yönelik gerginliğin artması, “Türkiye‑İsrail ilişkileri artık sadece diplomatik değil, bölgesel bir güç dengesi meselesi” şeklinde algılandığını ifade ediyor.
3. Siyasetçiler Arasındaki Gerilim
Netanyahu’nun 11 Nisan 2026’da X (Twitter) üzerinden yaptığı “İran’ın terör rejimiyle mücadele eden Türkiye’den farklı” açıklamaları, Türkiye'de hem iktidar hem muhalefette yoğun tepkilere yol açtı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu iddialara “Türkiye’ye parmak sallayamaz” diyerek karşılık verirken, CHP Genel Başkanı Özgür Özel “İsrail’in Türkiye’ye karşı tutumu “hadsizlik” olarak nitelendirdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 10 Nisan 2026’da “Küresel Sumud Filosu”na yönelik iddianamesi, 35 İsrailli yetkiliye yönelik suçlamaları içeriyordu. Bu gelişme, Türkiye‑İsrail ilişkilerindeki gerilimin yalnızca medya söylemiyle sınırlı kalmadığını, hukuki ve arazi politikalarıyla da boyut kazandığını gösteriyor.
4. Algı‑Politika İlişkisi
İsrail‑Türkiye ilişkileri, iki ülkenin iç politikalarındaki dinamiklerle iç içe geçiyor. Netanyahu’nun seçim öncesi “güç gösterisi” olarak sert bir dış politika benimsemesi, “İran‑Türkiye” blokajı tehdidini artırma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Oxford Analytica’dan Laura James, “Netanyahu’nun sert söylemi, yerel seçim stratejisiyle aynı çerçevede; uluslararası arenada da “güçlü bir duruş” sergilemek istiyor” şeklinde yorum yapıyor.
Öte yandan, İsrail içinde “İran” ve “Lübnan” tehditleri öncelik alırken, Türkiye‑İsrail ilişkileri “arkaplanda” kalıyor. Dr. Panievsky, “İsrail’de gündem sırasının en üstünde Lübnan‑Hizbullah, İran ve Rusya gibi konular; Türkiye ise nispeten ikinci planda” diyor.
5. Sonuç ve Değerlendirme
Çeşitli anket sonuçları ve akademik analizler, İsrail kamuoyunda Türkiye’ye yönelik algının “tehdit” perspektifiyle şekillendiğini gösteriyor. Bu algı, sadece kamuoyu araştırmalarıyla sınırlı kalmayıp, siyasi açıklamalar, medya programları ve bölgesel güvenlik politikalarıyla da pekiştiriliyor.
Ancak, bu algının tamamının İsrail dış politikasını yönlendirdiği söylenemez. İsrail içindeki tartışmalar, daha çok İran, Lübnan ve bölgesel jeopolitik risklere odaklanıyor; Türkiye‑İsrail ilişkileri ise seçmenlerin “güç gösterisi” bağlamında kullanılan bir yan söylem olarak görülüyor.
Türkiye’deki anketler ise halkın büyük bir kesiminin İsrail’e karşı “tehdit” algısını koruduğunu, bu algının son yıllarda artış trendi gösterdiğini ortaya koyuyor. Bu durum, iki ülkenin diplomatik temaslarının yalnızca resmi kanallar üzerinden değil, kamuoyu düzeyinde de sürekli bir gerilim içinde yürütülmesi gerektiğine işaret ediyor.
Gelecek dönemde, özellikle Ortadoğu’da yeni bir çatışma dalgası (örneğin İran‑İsrail veya Suriye‑Türkiye gerginliği) yaşanması halinde, bu algıların daha da sertleşmesi ve iki ülkenin dış politikalarının “güvenlik” çerçevesinde yeniden şekillenmesi muhtemel. Bu bağlamda, araştırma kurumları ve medya organlarının izlediği veri trendleri, politika yapıcıların karar mekanizmalarına ışık tutacak kritik bir kaynak olmaya devam edecek.
