İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın İran‑ABD görüş ayrılıkları itirafı
JERUZALEM, 29 Nisan 2026 – İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, geçen hafta yaptığı kapalı kapı toplantısında, ABD Başkanı Donald Trump ile İran konusundaki stratejik farklılıkları açık bir dille ortaya koydu. Saar, hem bir “görüş ayrılığı” yaşandığını hem de iki ülkenin uzun vadeli çıkarlarının hâlâ paralel bir çizgide ilerlediğini vurguladı.
Yedioth Ahronoth ve Anadolu Ajansı (AA) tarafından yayımlanan kayıtlarda, Saar’ın “İran’a ortak saldırılar düzenlediğimiz ABD ile bu konuda görüş ayrılıkları yaşadık” şeklindeki beyanı yer alıyor. Bakan, Haziran 2025’teki 12‑gün süren İsrail‑ABD savaşı sonrasında Tahran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine yeniden başladığını iddia etti, ancak bu iddianın hükümetler arası resmi açıklamalarda yer almadığını belirtti.
İran’ın nükleer programına yönelik operasyonların gerekçesi
Saar, İran’ın nükleer programını yer altına taşıma çabalarını “bölgesel istikrarı tehdit eden bir hamle” olarak niteledi. Bu bağlamda, “İran’ın nükleer çabalarını tamamen durdurmak için ABD ile ortak bir askeri plan yürütmek istemedik” ifadesine de yer verdi. Bunun yerine, “Büyük resimde hâlâ aynı stratejik hedefi paylaşıyoruz: İran’ın nükleer tehditini azaltmak, ancak bunu tek taraflı bir saldırı üzerinden değil, diplomatik ve ekonomik baskı yoluyla gerçekleştirmeye çalışıyoruz” dedi.
ABD ile “büyük resimde” ortak görüş
Saar, görüş ayrılıklarının taktik düzeyde olduğunu, stratejik hedeflerin ise aynı kaldığını vurguladı:
- İran’ın balistik füze kapasitesinin sınırlı olduğu, ancak “tam ölçekli bir nükleer program” inşa etme çabalarının hâlâ devam ettiği.
- ABD’nin yaptırımları artırma yönündeki isteği ile İsrail’in askeri müdahale ihtimalini düşürme politikası arasında bir denge kurulduğu.
- “Amerikan dostlarımız”, mesajının da içinde olduğu gibi, iki ülkenin “güvenlik alanında aynı çerçeveden hareket ettiği”.
Kaynakların (AA, YENİ BAKIŞ Gazetesi) verdiği bilgiler, Saar’ın aynı zamanda ABD askeri yardımına bağımlılığı azaltma çabalarını da hızlandırmak istediğini gösteriyor. Bakan, “İsrail kendi savunma kapasitesini artırırken, ABD’nin stratejik yönlendirmeleriyle uyum içinde kalacağız” şeklinde konuştu.
Batı Şeria’nın ilhakı ve Trump’ın tutumu
Görüşme sırasında Saar, Batı Şeria’nın ilhakı konusuna da değindi. “Bu adımı sadece ABD’nin onayıyla atabiliriz. Başkan Trump şu an bu konuda destek vermiyor, bu yüzden böyle bir hamleye gitmeyeceğiz” açıklamasını yaptı. Saar, ilhakın “İsrail’i uluslararası arenada yalnızlaştıracağı” uyarısında bulunarak, “Filistin devletinin kurulması gerektiğine dair bir görüşüm yok” ifadelerini kullandı.
Gelecek stratejileri: Türkiye, F‑35 ve bölgesel dengeler
İsrail‑ABD ilişkileri çerçevesinde, Saar ayrıca F‑35 savaş uçaklarının Türkiye’ye transferine karşı Amerikan tutumunu da dile getirdi. “Amerikan dostlarımız, F‑35’in bölgedeki dengeyi bozacağını anlıyor” diyerek, bu konunun iki ülke arasındaki başka bir hassas nokta olduğunu belirtti.
Türkiye‑İsrail ilişkileriyle ilgili olarak ise, “Diplomatik ilişkilerin iyileşmesi uzun bir süreç” şeklinde bir öngörü sundu. Saar, “Türkiye, Gazze’deki çokuluslu çabaların bir parçası olmayacak” diye ekledi.
Uluslararası hukuk ve Lahey kararları
Saar, Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICJ) Netanyahuyu dava etme kararını “Uluslararası hukuk sistemine büyük bir darbe” olarak nitelendirdi. “ABD’nin bu kararı destekleyeceğini ve İsrail’in savunma hakkını koruyacağını” kaydetti.
Değerlendirme
Gideon Saar’ın itirafları, İsrail‑ABD stratejik ortaklığının çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. İki ülke, İran’ın nükleer faaliyetlerine karşı ortak bir endişeyi paylaşsa da, yöntemde – özellikle askeri müdahale konusunda – farklı yaklaşımlar sergiliyor. Bu durum, bölgesel güvenlik dinamiklerinin yanı sıra ABD‑İsrail ilişkilerini de etkileyebilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.
İran’ın nükleer programına dair istihbarat verileri hâlâ belirsizlik taşısa da, Saar’ın açıklamaları, “büyük resimde” hâlâ bir uzlaşı içinde olunduğunu, fakat taktiksel adımlarda “görüş ayrılıklarının” varlığını kabul ettiğini gösteriyor. Bu bağlamda, önümüzdeki aylarda ABD‑İsrail konsolosiyel temaslarının, İran’a yönelik yeni yaptırım paketleri ve olası diplomatik girişimler üzerinden yönlendirileceği tahmin ediliyor.
