4 dk okuma0 görüntülenme

MSB: Yunanistan yükümlülüklerini göz ardı etti

Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, İsrail'in Sumud Filosu'na yönelik Girit Adası açıklarında yaptığı müdahaleye ilişkin, "Yunanistan’ın kendi arama-kurtarma sorumluluk sahasında meydana gelen bir olaya karşı pasif bir tutum sergilemesi uluslararası yükümlülüklerini göz ardı ettiğini göstermektedir" açıklamasını yaptı

Avatar

Salih TANRISEVEN

Yazar

MSB: Yunanistan yükümlülüklerini göz ardı etti

MSB’nin “Yunanistan uluslararası yükümlülüklerini göz ardı etti” açıklamasına dair kapsamlı analiz

30 Nisan 2026 tarihinde Türkiye Milli Savunma Bakanlığı (MSB) “Yunanistan’ın, Girit Adası açıklarındaki arama‑kurtarma sorumluluk sahasında meydana gelen bir olaya karşı pasif tutumu, uluslararası yükümlülüklerini ihlal etmektedir” şeklinde bir açıklama yaptı. Açıklama, İsrail’in 29‑30 Nisan 2026 geceleri “Küresel Sumud Filosu”na yönelik operasyonunu takiben geldi. Bu haber, olayın yasal çerçevesini, uluslararası tepkileri ve ilgili tarafların tutumlarını bağımsız ve tarafsız bir biçimde ortaya koymaktadır.

Sumud Filosu’nun amacı ve saldırının gerçekleştiği ortam

İsrail’in, Gazze ablukanı kırarak insani yardım ulaştırmayı hedefleyen Küresel Sumud Filosu, 12 Nisan 2026’da İspanya’nın Barselona limanından, 26 Nisan’da ise İtalya’nın Sicilya kıyılarından katılımcı teknelerle hareket etti. Filoda 39 farklı ülkeden toplam 345 kişi yer alıyordu; bu sayının içinde Türk vatandaşlar da bulunuyordu.

Filonun rotası, Girit Adası’nın kuzey‑batı açıklarında, uluslararası sularda bir noktada İsrail donanması tarafından saldırıya uğradı. İsrail, filoya ait tekneleri lazer ve makineli tüfekle hedef alarak “saldırgan” olarak nitelendirdi ve 21 tekneyi alıkoydu. Saldırının ardından filodan 17 tekne Yunan kara sularına çekildi, 14 tekne ise hâlâ uluslararası sularda seyretmektedir.

Yunanistan’ın tutumu: Resmi açıklamalar ve yasal çerçeve

Yunanistan Hükümet Sözcüsü Pavlos Marinakis, basın toplantısında Dışişleri Bakanlığı açıklamasını okudu ve şu noktalara vurgu yaptı:

  • İsrail gemileri Yunan kara sularının dışında, uluslararası sularda hareket etti.
  • Yunan sahil güvenliği (SHF) sadece arama‑kurtarma (SAR) görevleriyle yetkilidir; bu görev alanı dışındaki askeri müdahalelere yetkisi bulunmamaktadır.
  • Filonun teknik ekipleri, VHF üzerinden yapılan iletişimde “tehlike yok” ve “yardım istenmiyor” mesajı verdiklerini iddia etti.
  • Yunan sahil güvenliği, olay anına müdahale eden üç devriye botu gönderdi, ancak tekneler “yardım talep etmediği” için daha fazla bir şey yapamadığını belirtti.

Yunan yetkililer, deniz hukukuna göre uluslararası sularda başlıca yetki bayrak devletine (bu durumda İsrail) ait olduğunu, Yunanistan’ın ise sadece SAR bölgesindeki (80 mil çapında) görevlerini yerine getirebileceğini savundu.

MSB’nin eleştirisi ve uluslararası yükümlülük tartışması

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Yunanistan’ın “pasif tutumu”nı şu gerekçelerle eleştirdi:

  • Girit açıklarında gerçekleşen saldırı, Yunanistan’ın SAR sorumluluk bölgesinde (Girit’in 60 mil batısında) meydana geldi.
  • Uluslararası hukuk, özellikle United Nations Convention on the Law of the Sea (UNCLOS) ve International Convention on Maritime Search and Rescue (SAR Convention) kapsamında, SAR bölgesinde tehlikeye düşen denizcilerin yardım talebine yanıt verilmesini zorunlu kılar.
  • Yunanistan’ın “yardım reddi” biçimindeki tutumu, bu yükümlülükleri ihlal eder niteliktedir.

MSB’nin açıklaması, aynı zamanda Türkiye’nin “insani yardım filolarına yönelik saldırılara duyarsız kalmama” politikasıyla tutarlı bir tutum sergilediğini gösteriyor.

İç ve dış politikadaki yankıları

Yunan siyaset içinde ise durum geniş çaplı bir tartışma yarattı. Eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, “Yunan hükümeti ya iş birliği ya da acizlik” diyerek Hükümet’i sert bir dille eleştirdi. Yeni Sol Partisi (SYRIZA) ve Komünist Parti (KKE) de, “Yunanistan’ın SAR bölgesinde insanlara yardım etmesi zorunludur” şeklinde ortak bir talepte bulundu.

İsrail ise saldırıyı “güvenli olmayan bir seyrüsefer ortamına müdahale” olarak tanımladı ve Dışişleri Bakanı Gideon Saar, “Filodaki aktivistlerin Yunanistan’da kıyı güvenliğine bırakılacağını” duyurdu.

Uluslararası alanda ise AB, Avrupa Birliği Gözlemci Grubu ve BM Deniz Hukuku Komisyonu olaya ilişkin ön incelemeler başlattı. Özellikle BM’nin “Deniz Hukuku ve İnsan Hakları” raporları, SAR bölgesindeki yardım ihlallerinin “uluslararası sorumluluk” yaratabileceğini belirtiyor.

Hukuki perspektif: SAR ve UNCUNCLOS

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ve SAR Sözleşmesi, aşağıdaki maddelerle Yunanistan’ın yükümlülüklerini netleştiriyor:

  1. UNCLOS Art. 94: Bayrak devletinin (İsrail) kendi gemilerinin güvenli geçişini sağlama sorumluluğu vardır; ancak, bir üçüncü devletin (Yunanistan) “yardım talebi” alındığında müdahale etme hakkı da bulunur.
  2. SAR Art. 3‑4: SAR bölgesine giren ya da tehlikeye düşen gemilere uluslararası düzenlemeler çerçevesinde yardım sağlanmalıdır.
  3. SAR Art. 23: Yardım talebi reddedildiğinde, ilgili devletin bu ret kararını “düşünülerek ve gerekçeli” bir raporla Birleşmiş Milletlere bildirmesi gerekir.

Bu maddeler ışığında, Yunanistan’ın “yardım talebini reddetmesi” ve “sadece gözlemci konumda kalması”, özellikle SAR bölgesi içinde gerçekleştiği için “görev ihlali” kapsamında değerlendirilebilir.

Sonuç ve olası gelişmeler

MSB’nin açıklaması, Yunanistan’ın uluslararası deniz hukuku kapsamındaki sorumluluklarını yeniden gündeme taşıdı. Olayın gelişimi aşağıdaki senaryolar çerçevesinde izlenebilir:

  • Diplomatik diyalog: Türkiye‑Yunanistan arasındaki resmi görüşmelerde SAR bölgesi sorumlulukları gündeme alınabilir; bir ortak kriz yönetim mekanizması kurulabilir.
  • Uluslararası soruşturma: Birleşmiş Milletler ya da Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS), Yunanistan’ın SAR bölgesindeki eylemlerini inceleyebilir.
  • Politik baskı: Yunan iç politikasında muhalefet partileri, Hükümet’i uluslararası hukuka uygun hareket etmeye zorlayarak, İsrail‑Yunan işbirliğine dair eleştirilerini artırabilir.
  • İnsani yardım akışı: Sumud Filosu’nun kalan tekneleri, uluslararası sivil toplum örgütleri ve AB ülkelerinin desteğiyle güvenli limanlara yönlendirilebilir; bu da bölgedeki insani kriz riskini azaltabilir.

Bu çerçevede, MSB’nin iddiası sadece ulusal bir tavır değil, aynı zamanda uluslararası deniz hukuku, insani yardım normları ve Balkan‑Akdeniz politikalarının kesiştiği bir noktada yer alıyor. Gelişmelerin uluslararası mahkemeler, BM raporları ve iki ülke arasındaki diplomatik temaslar üzerinden takip edilmesi, bölgedeki deniz güvenliği ve insani yardım ilkelerinin korunması açısından kritik olacak.

Avatar

Salih TANRISEVEN

Haber Nexus Yazarı

Bu yazar henüz bir biyografi eklememiş.

Yorumlar(0)