Modern Jinekolojinin “Babası” J. Marion Sims’in Mirası: Bilimsel Başarı mı, Etik Şok mu?
Amerikan tıbbının 19. yüzyılda elde ettiği çığır açıcı cerrahi teknikler, Jean‑Marion Sims’in (1813‑1883) adıyla daima anılıyor. Ancak bu “modern jinekolojinin babası” olarak kutlanan figür, günümüzde artan tarihî ve etik sorgulamalarla birlikte yeniden değerlendirilmekte. Sims’in, Alabama’nın Montgomery kentinde kölelere dayanan bir hastanede yürüttüğü deneysel ameliyatların ardındaki insan hakları ihlalleri, sadece tıp tarihinin karanlık bir yanını aydınlatmakla kalmıyor; aynı zamanda hâlen süren sağlık eşitsizliklerine de ışık tutuyor.
Sims, vesikovajinal fistül adı verilen, doğum sırasında oluşan ve idrarın vajinadan sızmasına yol açan ölümcül bir komplikasyonu tedavi etmek amacıyla 1845‑1849 yılları arasında 30‑dan fazla operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonların büyük kısmı, Anarcha Westcott, Lucy and Betsey gibi isimleriyle tarih sahnesine çıkan köle kadınların bedenleri üzerinde yapıldı. Kadınlar, rızasız ve anestezisi olmayan koşullarda, çıplak bir şekilde, bir seyirci topluluğu önünde ameliyata alındı.
Günümüzdeki bilim insanları ve tarihçiler, Sims’in bu uygulamalarını “anestezi eksikliği”ni bir kimyasal keşif gecikmesine bağlamaya çalışsa da, The Charlotte Post’un 2024 tarihli haberine göre, doktorun “tıbbi üstünlük” mitini pekiştiren ırk temelli ağrıyı hafife alma inancı hâlen Black kadınların sağlık hizmetlerine erişiminde bir önyargı olarak varlığını sürdürüyor.
Bu bağlamda, 2022‑2024 yılları arasında Southern Poverty Law Center (SPLC) ve Amerikan Tıp Birliği (AMA) gibi kurumlar, Alabama’da 1939´da dikilen J. Marion Sims heykelinin kaldırılmasını ve yerine “Gynekolojinin Anneleri” olarak anılan Anarcha, Lucy ve Betsey’nin hayatlarını anlatan bir anıt alanı kurulmasını talep etti. Bu çaba, SPLC’nin resmi duyurusunda vurgulandığı gibi, tarihin sadece “kahramanlarını” değil, “kurbanlarını” da görünür kılarak tıbbi etik tartışmasına yeni bir boyut kazandırıyor.
Yine 2024’te Yale Global Health Review yayınladığı “Possession Pioneered American Gynecology” makalesi, Sims’in tekniklerini “kölelik altyapısı” içinde şekillendirdiğini ve bu pratiğin “tıbbi süper beden” mitini yarattığını ileri sürerek, modern jinekolojinin hâlâ ırk temelli ön yargılaryla mücadele ettiğini savunuyor.
Bu tarihî gerçekler, günümüz tıp camiasının “tarihî figürleri yüceltmek” yerine eleştirel bir perspektifle yeniden okuması gerektiğini gösteriyor. Örneğin, 2025’te Alabama’da planlanan “Mothers of Gynecology Clinical Museum” projesi, eski süpürge hâline gelen Sims ofisi binasını restorasyonla bir eğitim ve sağlık merkezine dönüştürmeyi hedefliyor. Bu müze, “göçen tıp geçmişi”ni sergilemekle kalmayıp, aynı zamanda düşük gelirli kadınların ücretsiz jinekolojik bakımına da kapı açacak.
Derinlemesine incelendiğinde, Sims’in cerrahi başarısı, hekimlikteki etik standartların evrimiyle paralel bir trajediyi de beraberinde taşıyor. 1846’da eter anestezisi keşfedilmiş olsa da, Sims’in ilk ameliyatları bu yeniliğin öncesinde gerçekleşti; ancak bazı eleştirmenler, beyaz hastalar için anestezi uygulayan Sims’in, “tıbbi süper beden” argümanını koruyarak köle kadınlara ağrıyı göz ardı ettiğini vurguluyor.
Bugün, tıbbi topluluklar ve halk sağlığı politikaları, bu mirası sadece eleştirmekle kalmayıp, aynı zamanda tarihsel adaletsizlikleri telafi etmeyi misyon edinecek adımlar atıyor. Örneğin, 2023‑2024 yıllarında ABD’de kadın doğum uzmanlığı eğitimi programlarına “tarihsel travma ve ırk temelli sağlık eşitsizlikleri” modülleri dahil edilmeye başlandı; bu da geleceğin doktorlarının, Sims gibi figürlerin gölgesinde kalan kadınların deneyimlerinden ders almasını amaçlıyor.
Özetle, J. Marion Sims’in “modern jinekolojinin babası” unvanı, bilimsel dehası ve aynı zamanda köle kadınların bedenleri üzerindeki acımasız deneyleriyle iki yönlü bir miras olarak kalıyor. Bu çelişki, tıbbın ilerlemesinin etik çerçeveler içinde şekillendirilmesi gerektiğine dair güçlü bir hatırlatma niteliğinde.
